Özgüvenli Çocuk Yetiştirmek için 10 Öneri

Özgüveni yüksek ve yaptıklarından emin olan başarılı kişilerin bu özellikleri çocukluklarında şekillenmiştir.

Özgüven kendiniz hakkında nasıl düşündüğünüz ve kendinizi ne kadar değerli gördüğünüzdür. Aslında özgüven başkaları için anlam ifade etmeyecek öznel bir değerlendirmedir. Bu öznel değerlendirme bizim davranışlarımızda, hareketlerimizde ortaya çıkar, başkaları tarafında ancak bu şekilde fark edilir.

Özgüvenin önemi Amerika’da 1960’lı yıllarda tüm okullara konuyla ilgili ders konacak kadar irdelendi.

Özgüven nasıl oluşur?

Özgüvene doğumumuzla sahip olamayız. Bebeklik döneminden itibaren ilerleyen bir özelliktir. Özgüvenin ilerleyişi 10 yaşa kadar devam eder.

Özgüven gelişimini neler etkiler?

Çocuğun özgüvenini en çok etkileyen anne-babadır.  İkincil etkileyenler ise içinde yaşadığı çevre ve toplumdur. Yaşanan hayal kırıklıkları, travmalar, baskıcı ve aşırı himayeci yetiştirme, yanlış yönlendirmeler özgüveni zedelemektedir.

(daha&helliip;)

Daha Zeki Büyümek için 20 Basit Öneri

Bebeğin gelişiminde en önemli dönemin ilk yıllar olduğu bilinen ve gözlemlenebilen bir gerçektir. Bebeğin zeka gelişimi ile yapılan çalışmaları sizler için inceledik.

 

  1. Göz kontağı kurun. Çocuğunuzla göz kontağı kurmanız duygusal gelişimi için çok önemlidir. Size daha iyi tanımasını sağlayacaktır.
  2. Dilinizi çıkarın. Çalışmalar gösteriyor ki 2 günlük bebek, basit yüz hareketlerini taklit edebileceğini gösteriyor. Bu durum erken sorun çözme ile ilişkilendiriliyor. Çeşitli yüz mimiklerini taklit ederek oyun oynayın.
  1. Aynaya bakalım. Aynaya bakıp kendini tanımasına izin verin. Araştırmalar bebeklerin önceleri karşısında başka biri olduğunu düşündüğü iddia ediyor. Kendini tanıması için küçük ama kullanışlı bir araçtır. Zamanla kendi gülüşünü ve hareketlerini anlamlandıracaktır.
  1. Konuşalım, şarkı söyleyelim. Çocuklarla yapılan konuşmalar bebeğin dil gelişimi, sosyal ve psikolojik gelişimi için bir gereksinimdir. Şimdi ışığı açıyorum, ya da şimdi şarkı söylüyorum gibi konuşmalar sebep-sonuç ilişkisinin de gelişimini sağlayacaktır.
  1. Farkları bulma. Çocukluğumuzda yapmaktan keyif aldığımız farkları bul oyununu şimdi neredeyse bebeklerle birlikte yapıyoruz. Büyük parçalardan oluşmuş resimlerdeki farkları birlikte bulabilirsiniz.
  1. Eğlenceli yüzler. Birlikte resimlere bakıp yakınlarınızın isimlerini anımsamasını isteyebilirsiniz. Sosyal gelişimini hızlandıracak, hafızasını kullanmasını sağlayacaktır.

(daha&helliip;)

Özel Yetenekli Çocukların Eğitiminde Uluslararası Çalışmalar

ODC staff meet with international gifted education professional   Bozca Aysegul Islekeller, a doctoral candidate of the School of Education for Gifted Children at the University of Istanbul, recently visited Old Donation Center. Islekller was at ODC to learn about gifted education as part of her doctoral studies. She visited classrooms, talked with staff and visited a curriculum writing Devamı…

Okul Seçimi

Son günlerde en çok konuştuğumuz konu “Çocuğum hangi okula gitmeli?.

Okula başlamak yepyeni bir başlangıç… Büyük heyecanlarla başlayan bu sürecin kabusa dönüşmemesi için biz anne-babalar dikkatli olmalıyız.

Hepimiz  için en önemli seçimlerden biri olan anaokulu ve ilkokul seçimidir. Kendi çocukluğumuza baktığımızda ailelerimiz için çok da zor olmayan bu seçim, son yıllarda aileler için büyük bir strese dönüşmekte. Eş dost akrabanın konuyla ilgili bilgilerini sizinle paylaşarak kafanızı karıştırması, seçeneklerin çokluğu, alacağınız kararın çocuğunuzun hayatını etkileyecek olması tüm ebeveynleri telaşlandırıyor.  Farklı bir birey adına karar almak ve sonucunu ancak yıllar sonra görebilecek olmak da cabası.

 

(daha&helliip;)

Çocuklar için Bir Yaratıcı Yazı Atölyesi Çalışması

2. Ulusal Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Sempozyumu Gelişmeler, Sorunlar ve Çözüm Önerileri Kitabından alınmıştır.

GİRİŞ

Nermin KALYONCU

Yavuztürk İlköğretim Okulu Sınıf Öğretmeni

Sadık Burak DAĞLI

Yavuztürk İlköğretim Okulu Sınıf Öğretmeni

“Bizde genellikle, çocukların karşısına geçerek, herhangi ders dalından herhangi bir konuyu eze eze anlatma yöntemiyle öğretim yapılır. Daha doğrusu öğretim yapılıyor sanılır. Kendi yargılarını kullanma, olay ya da fikirleri kendi süzgeçlerinden geçirme fırsat ve alışkanlığı hiç bir zaman çocuklarımıza verilmemektedir. Gereksiz görülür bu. Konuşmak, hikmet savurmak hepten öğretici durumda olanların hakkıdır. Onlar her şeyi en iyi şekilde bilirler. Öğrenciler bir sürü gibi toptan ele alınır.” (MAKAL,1960)

1960 yılından günümüze kadar, eğitimde bir çok değişiklikler yapılmıştır. Amaç, çocuğun eğitimde merkeze alınmasını sağlamak, konuşan ve kendi yargılarını kullanabilen öğrenciler yetiştirmek olmuştur. Türkçe ders programına bakıldığında, yazı derslerindeki çalışmaların bu amaçla belirlendiğini görmekteyiz. Aşağıda, ikinci ve beşinci sınıflar için uygulanacak çalışmaları buna örnek olarak yer vermek istiyoruz. (ÖZDEMİR, 1987)

(daha&helliip;)

Medyanın ve Bilgisayar Oyunlarında Yer Alan Şiddetin Çocuğa Etkisi

2. Ulusal Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Sempozyumu Gelişmeler, Sorunlar ve Çözüm Önerileri Kitabından alınmıştır.

Öğr. Gör. Dr. Fesun KOŞMAK

Osmangazi Üniversitesi Fen – Edebiyat Fakültesi

Farklı yaşam alanlarında ve farklı şekillerde kendini gösteren şiddet kavramı son dönemlerde kitle iletişim araçlarıyla birlikte anılır olmuştur. Bunun nedeni olarak kitaplarda yer alan şiddet olayları, televizyonda izlenen şiddet sahneleri, bilgisayarda oynanan şiddet içerikli oyunlar ve internet sayfalarında yer edinmiş şiddet unsuru taşıyan görüntüler gösterilmektedir. Kitle iletişim araçları ile şiddet olaylarının arasındaki bağı, Yavuzer “Çocuk ve Suç” adlı çalışmasında şu cümlelerle ifade etmektedir: Kitle iletişim araçlarının hızla yayılması, bunlarla seyirci, dinleyici ve okuyucuya şiddet eylemleri ve suçlu davranış biçimlerinin sunulması, suçlu davranışla kitle iletişim araçları arasındaki ilişki sorununu ön plana çıkarmıştır. Dünya kamuoyu son elli yılda ortaya çıkan köklü toplumsal değişmelerin etkisini bir yana bırakarak, suçluluğun artmasıyla kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması arasında bir ilişki kurmak eğilimi içindedir (Yavuzer, 1998, s.244).

 

(daha&helliip;)

Okula gitmek istemiyor mu?

 Okullar açılalı neredeyse bir ay oluyor, aldığım en yoğun mail konusu “okula gitmek istemiyor” başlığı altında toplanabilir.

Gelen bir kaç maili sizinle paylaşmak istiyorum.

  • Biz işe gideceğimiz zaman bizden once kalkardı, bakıcısını beklerdi. Şimdi evde bilerek gürültü yapıyoruz, uyanmıyor hatta rahatsız bile olmuyor.
  • Her sabah kalktımızda karın ağrısı ile uyanıyoruz. Okula gitmek istiyor ama karnım ağrıyor anne istersen gidebilirim deyince once öğretmenini sonra servis şöförünü elimde olmadan arıyorum

 

(daha&helliip;)

Küçük Prens’le İnsanlığın Çocukluk Tarihine Yolculuk

 KÜÇÜK PRENS’LE “İNSANLIĞIN ÇOCUKLUK TARİHİNE YOLCULUK

(BİR DEĞERLENDİRME)

Dr. Müyesser GÜNER
Küçük Prens adlı yapıtta yazar, Antoine de Saint Exupery, insanın varoluşunu içten kuşatarak, çocuk ve yetişkin gerçekliğini anlamlarla ördüğü evrende, akıl vermeye çalışmadan ve aba altından sopa göstermeden sunar. Okuyucusunu düşündürür; düşündürürken bir yandan onun hayal gücüne seslenir, öte yandan da onu kendi gerçekliğini tanımaya ve kendisiyle yüzleşmeye çağırır. Yarattığı anlam evreni, topluma, “egemen çocukluk ve insanlık anlayışına”, sisteme, duyuşsal gelişimi önemsemeyen “uygarlığa” ve kalıpçılığa karşı estetik bir başkaldırı ve incelikli bir eleştiri; yeni düşünsel açılımlara kapı aralayan bir varoluş metnidir.
Dönüştürümlerle ilerleyen öykü, insanı hayatı üzerinde düşünerek özeleştiriye zorlar; olayları ilişkilendirmeyi, yeni kavramlara ulaşmayı sağlar.
Sezdirdiklerine gelince: “Çocuk ve yetişkin dünyası birbirinden farklıdır; öyle ki hayalleri, hayata bakış açıları, soruları, hayatı kavrayışları ayrıdır. Büyüdükçe hayaller çoraklaşmakta; içine doğduğu kalıplara ayak uyduran insan, artık sorgulamadığı yaşamını önyargılarıyla yönlendirmektedir. Dıştan ve yüzeysel yaşanan yıllar, çocuklarla ve çocukluklarıyla aralarına çoktan kalın ve yüksek duvarlar örmüştür. Çocukların hayal gücünü dikkate almayan, duyuşsal gelişimi önemsemeyen anlayış, yalnızca bilişsel gelişimi öncelemektedir; sanatı değil. Bir yetişkin için birini tanımak, onu etiketlemek anlamına gelmektedir; yoksa o insanın iç dünyasına eğilmek değil: “…..Yoksa ben de yalnız rakamlarla ilgilenen büyükler gibi olurdum….” (9 )

(daha&helliip;)